Senaryosundan çoklu oyuncusuna seve seve vakit ayırdığımız Call of Duty Modern Warfare 4 incelemesine hoş geldiniz.

2019’daki reboot’u grafiği, detayları ve anlatısıyla ses getiren, sonraki yapımları da maalesef “işte o ünlünün son hali” minvalinde ses getiren Modern Warfare’in, tarihi boyunca ilk kez yanında 4 (“사”) koyulduğunu görüyoruz. Sembol, aynı zamanda Korece “Sa”, yani dört ve ölüm anlamlarını taşıyor. Bu da serinin zaten ayyuka çıkan tonunu biraz daha sağlamlaştıran bir diğer öğe. Aynı zamanda bu oyun, Modern Warfare serisinin (şimdilik) son oyunu. Bakalım, Infinity Ward, serinin son oyununun hakkını teslim etmiş mi.
Modern Warfare 4 İnceleme – Senaryo
Modern Warfare serileri, hikayeyi iki bölümlü anlatmayı sever. Biri çinko karbon askerin, işleyen büyük bir çarkın parçası olduğu perspektiften, diğeri de serinin ana kahramanları Price, Gaz, Ghost, Soap (ruhu şad olsun) bizzat kendisi veya onların küçük çemberindeki birinden anlatır.

İlk görev için bizi Güney Kore’ye götüren yapım, internette de viral olan market sahnesiyle başlıyor. MW serisinin en sevdiğim yeniliklerinden olan mikro seçimleri direkt deneyimleyebiliyoruz. Alışveriş sonrasında Kuzey Kore’nin saldırısı ile eğlencemiz sona eriyor ve birliğimizle buluşmaya gidiyoruz. Burada bahsedeceğim ama senaryo boyunca kalitesini koruyan iki şey var. Birincisi grafikler gerçekten çok iyi. Call of Duty’nin kendine has Mo-Cap yöntemi ve oyunculuklarının etkisini kaybetmemek güzel ama grafikler sadece karakter bazında değil, çevre ve mimikler olarak da gerçekten serinin en iyisi.

İkincisi, bunu söylediğim için ne kadar mutluyum bilemezsiniz, yazım hiç fena değil. Artık önceki oyunların kötü olmasından mıdır bilmiyorum, bir iki yerde tökezliyor gibi oluyor, hikaye boşlukları var ama fena değil. Üstüne ince detaylara da sahip, mesela sinematik aksiyon oyunlarında olan, tüm dünyanın hareket etmek için sizi beklemesini (gerçekten beklemeleri gereken sekanslar hariç tabi) burada doğal yedirmişler, yine bir iki yerde bunu fark ediyorsunuz ama gerçekten derdimiz bu olsun diye düşündüm. Çünkü karakterler bir yandan konuşuyorlar ve belki de sizin normal akışta hiç duymayacağınız diyaloglar oyunun bir parçası.

İlk görevden örnekle, ekiple buluştuğunuz bir yer var, sizin küçük bir tim olarak Kuzey Kore araçlarının geldiği otoparka gitmeniz gerekiyor, bu sırada Teğmen’in verdiği emrin devamını dinlemek isterseniz bir noktaya kadar dinleyebiliyorsunuz. Atmosfer olarak sizi koparmamak için bu küçük detaylar oldukça hoş. Kendi arasında bol bol Korece konuşan ekibi altyazıdan takip etmek zorunda kalmayalım diye Teğmen West, Onbaşı Dunn (kendisini orijinal MW2’de eğitim onbaşı olarak hatırlayanlar vardır, eski serilere yapılan göndermelerden biri) gibi karakterler de birliklere serpiştirilmiş. Başka bir örnekte sivil denebilecek bir karakteri yönettiğimiz bir bölümde iki karakter de Koreli olmasına karşın, radyoya sızarlarsa anlamasınlar diye İngilizce konuşuluyor. MWIII’teki kör göze parmak kararlardan sonra gerçekten ilaç gibi geldi.

Mikro seçimlerin bazıları tıpkı MWII’deki gibi başarısızlığa yol açsa da sivil köye yaptığınız baskın örneği gibi bu seçimlerin bazılarının sonuçları hikayeyi devam ettirmeyi engellemiyor. Benzer bir yaklaşımı Cold War’da görmüş ve çok beğenmiştim. Tabi ki günün sonunda çok farklı sonuçlarla karşılaşmıyorsunuz ama zaten böyle bir beklentim yok. Hikaye modunun sonu bence en garip yeri, burada anlatıp spoiler vermek tabi ki istemem ancak hikayenin pat diye bittiği bir bölüm var, oynarken “nasıl yahu” dediğimi hatırlıyorum. Aynısı Credits sonrası sahne için de geçerli, ne yaptıklarını anladım ama yine de garip bir gizem yaratılmaya çalışılmış.

Oyunun gerçek hikayesi Kore ekseninde geçen kısmı olduğu için her ne kadar serideki tanıdık yüzler ile kesişseler ve ortada bir çanta diyaloğu dönse de, “o esnada burada” diyerek hikayeler arası hareket ediyoruz. Ekran süresi olarak nispeten az bulsam da, Price, Valeria, Ghost, Gaz gibi karakterlerin hepsi karakterizasyon olarak sağlamlığı koruyor. Price’ın MWIII’te Pentagon’un ortasında General Shepherd’ı infaz etmesinin üstünden 3 sene geçmiş, Price’ın tipi bir miktar değişmiş ve artık ikonik şapkasını takmıyor. Ekibinin desteği ve yardımları olmasa da “Gone Rogue”, yani artık bir hedef haline gelmesinde birilerini ille de iyi yapacağız diye kaybetmeme düşüncesi yatıyor.

Price, saf bir kötü değil. Ancak sonu iyi bir amaç uğruna (“Greater Good”, masaüstü RPG’lerde Chaotic Good olarak da biliriz, bkz: Harry Potter, Han Solo, Robin Hood), bazı etik kaygılara sahip aksiyonlara girebiliyor. Bizim 3 senelik periyottan sonra ilk gördüğümüz kısım Oligarch kod adlı Milena Romanova oluyor. Soap ve Ghost’un MWIII’te sorgulayıp bıraktığı hanımefendi, Makarov’u da görünce gözü dönen Price’ın gazabına da uğruyor. Seride Price olarak yumruk yumruğa aksiyona da giriyoruz. Ben bu bölümleri fena bulmadım açıkçası.
Senaryo modunda gözlemlediğim bir şey de araç kullanımının azalması. MWII’deki gibi “illa AC130 görevi koyalım” dememişler. Araç kullandığımız bölümler tek başına buna vakit ayırmıyor, hatta çoğu zaman gereklilikten bu araçları kullanmamız gerekiyor. Tempo genel olarak epey yüksek ilerliyor.

Arada tempoyu bilinçli olarak düşüren, hem DMZ’ye altlık hem de biraz özgürlük tanımak için eklenen bir bölüm var. MWIII’teki açık dünya görevleri gibi olsa da, onlar gibi kötü olmamasının birkaç tane sebebi var. Birincisi, bütün bölümü 5-10 dakika içerisinde geçebiliyorsunuz ve uzun uzun oynatma baskısı yapmıyor. İkincisi, hızlı seyahat sayesinde toplanabilir şeylerin peşinden koşmanız şartı yok. Üçüncüsü, senaryo olarak fena değil. Ekibin bir kısmı yaralı olduğu için gözlem birimi gibi konumlanıp tek başınıza hareket ediyorsunuz. 3 tane ana hedefin her birinde de yanınızda size destek olan biri oluyor. Diyelim ki buraya kafa yormak istemiyorsunuz, hızlıca geçip, senaryoyu tamamladıktan sonra %100 bitirmek için dönebiliyorsunuz.

Senaryonun tökezleyen kısımlarında, aradan geçen 3 senede Price’ın ne yaptığının havada kalması, bir iki ufak mantık hatası ve Mads Mikkelsen’in canlandırdığı Archer karakterinin yeterince tanıtılmaması var. En büyük eksilerimden biri, Makarov, serinin geçmişinde olduğu gibi bir konumda asla değil, ama serinin toplamında Archer’a ayrılan süreden daha fazla Makarov ile ilgilendik. Ek olarak, MWIII’te ve MWII’de gördüğümüz bazı karakterlerin esamesi okunmuyor. Kuzey Kore kısmı, sanırım oyunun kısıtlı zamanında anlattığı en iyi moral dilemmalara sahip. Toplamda 7-8 saat sürebilen senaryo modu genel olarak fena sayılmaz.
Modern Warfare 4 İnceleme – DMZ
Bir çırpıda bitirdiğim senaryo sonrasında, 20 Ekim’den beri DMZ’de Extraction Shooter açlığımı gideriyorum. Türün modern öncüleri kadar zorlayıcı bir deneyime sahip değil, ancak eski DMZ kadar boş da hissettirmiyor. Hajin haritası, Güney Kore, Kuzey Kore ve Rusya’nın birleştiği bir bölge olarak tasvir ediliyor ve kimi bölgelerini senaryo modunda görüyoruz (Warzone’da da kendilerini göreceğiz). Haritanın kendisi epey bir askerle dolu ve önünüze geleni vurmanızın önüne geçmek için öldürdüğünüz asker belirli bir limiti aşınca sizi aramaya ekip gelmesi gibi yenilikler eklenmiş.

Üç kişiye kadar ekip kurup girebildiğiniz (oyun sizi buna göre eşleştirmiyor) DMZ’de henüz erken aşamanın da getirdiği bir sakinlik var. Çoğu insan etraftan eşya toplama peşinde olabildiği gibi, izlediğiniz rotaya bağlı olarak bir ya da birkaç çatışmanın ortasında kalabiliyorsunuz. Çanta kapasitesi, alınan eşyanın ederi, mevcut silahlarınız, zırh ve ekipmanlarınız gibi dikkat etmeniz gereken şeyler çoğunlukta. Haritanın kendisi dolu olsa da bu doluluk mantıklı şekilde yayılmış. Alelade bir binayı koruyan hiçbir asker bulunmuyor. Bununla beraber Compound olarak geçen küçük karakollar veya daha büyük üslerde hem daha çok asker bulunuyor hem de bu askerler daha zırhlı ve tetikte oluyorlar.
Yapay zekâ senaryoda da olduğu gibi aşırı iyi değil, yer yer bayağı saçmalıyor. Ancak güçleri yeteneklerinden değil sayılarından geliyor ve genelde attıklarını vuruyorlar. Çatışma, aynı zamanda haritadaki insanların da dikkatini çekebildiğinden çoğu zaman gizli gitmeniz gerekebiliyor. Bunu da çok iyi başarmışlar, susturuculu tabanca ile sanki tek kişilik bir görevi oynuyor gibi bir şeyleri gizli çözmeniz mümkün, çoğu yerde epey işinize de yarıyor.

DMZ’yi dümdüz haritaya girip oynamanızın önüne geçen birkaç mekanik var ve hepsi iç içe. Öncelikle bir operatör seçerek başlıyorsunuz. Bu operatör, başarılı görevlerinin ardından seviye atlıyor, üç kategoride (Savaşçı, Gözcü, Hayatta Kalan) yetenek puanı kazanıyor. Bu puanlar ile çeşitli pasif yeteneklere (nadiren aktif yetenekler oluyor, genelde aktif yeteneği güçlendiren bir özellik oluyor) yatırım yapabiliyorsunuz. Tüm yetenekleri alma şansınız olmadığı için bir miktar seçim yapmanız gerekiyor. 2’li olan yetenek seçimleri sabit, ancak 3’lü gördüğünüz yetenek seçimleri rastgele geliyor.
Görevde bulduğunuz her incik boncuk, üssü geliştirmek için kullanabileceğiniz materyallerden ibaret ve havuz çoğunlukla makul şekilde dağılıyor (sağlıkla alakalı şeyler klinikte daha çok çıkıyor gibi). Başlangıçta kısıtlı envanter kapasitesi ve cüzdanınız varken bunlar zamanla artıyor, bazı şeyleri direkt üssünüzde üretebilmeye başlıyorsunuz. 3D yazıcıdan zırh, çanta gibi şeyler ürettiğiniz noktada biraz daha cesur hareket etmeye başlayabiliyorsunuz.

DMZ haritasına girerken, seçebileceğiniz birkaç farklı mod var. Bunlardan biri Hikaye görevleri. Henüz 6 tane olan hikâye görevleri de sizi belirli bir yerde başlatıyor. İsmi sizi yanıltmasın, yine DMZ alanı içerisinde, yine diğer ekipler varken görevlerinizi yapmaya çalışıyorsunuz. Kötü kısım, bu görevleri bilen kişiler kritik bölgelere pusu atabiliyor. İyi yönü ise bu görevlerin çoğu tamamlandığında kendine özel Exfil, yani kaçış helikopterine sahip. Görevlerin ne istediğini bir kez kavradıktan sonra çok zorlanacağınızı düşünmüyorum ancak son görev tabi ki aralarında en zoru.
Eğer görevleri bitirdiyseniz veya ilgilenmiyorsanız, herhangi bir görev olmadan veya dinamik görevler ile DMZ’ye girebiliyorsunuz. Dinamik görevler size Warzone’daki kontratlara benzer şekilde çalışıyor ama görevlerin paraları üstünüzde kalmıyor, direkt olarak üssünüze aktarılıyor, böylece kaybetme şansınız olmuyor.
DMZ haritası dolu demiştik, harita üzerinde POI olarak birçok nokta var. Polis istasyonları, klinikler, itfaiye gibi kamusal alanların haricinde ele geçirdiğinizde havadaki araçları düşüren anti-hava bölgeleri (Sam Site), insansız hava araçlarıyla radar taraması yapan (UAV) noktalar mevcut. Yetenekleri de örneklemek gerekirse, Scout kısmının son yeteneklerinden biri sizin açtığınız UAV’nin başka biri ele geçirene kadar aktif kalmasını sağlayabiliyor.

Kullanılabilir öğelerde de birtakım değişiklikler var. Normalde can yenileme diyince aklımıza gelen Stim’in yanına birkaç tane daha medikal kullanılabilir öğe eklenmiş. Daha hızlı can yenilemek, dayanıklılığı daha hızlı yenilemek veya sonsuz yapmak gibi, genelde geçici ama ilgili yeteneklerle süresi uzatılabilen etkilere sahip olabiliyorsunuz. Yine bunlara paralel olarak kendinizi kaldırma kitiniz olmasa da maksimum canınızın bir kısmını feda ederek kendinizi kaldırmanız mümkün oluyor. Tabi bunu tekrar yapabilmek için Medkit ile canınızı onarmanız lazım, yoksa bir sonraki düşüşünüzde böyle bir şansınız olmuyor. Yine de tamamen öldüğünüzde operatörü belli bir miktar para vererek (ne kadar tecrübeliyse o kadar pahalı olacak şekilde) geri alabiliyorsunuz. Tabi ekipmanlar gitmiş oluyor.
DMZ’nin kendi başına epey detaylı bir kapsamı var. Bu kapsam, genel olarak eğlence unsuru hiç fena değil. Ancak bazı durumlarda yaşanabilen oyun hataları sizi bu eğlencenin tam zıttına itiyor. Extraction Shooter türünde bir oyunun en büyük sorunlarından biri, ciddi bir hatanın tüm ilerleyişi mahvetmesi. Öldürdüğüm kişileri lootlayamadığım, oyunun server dolayısıyla kare düşüşleri yaşadığım anlar oldu. Bazı denge sorunları, kimi özel düşmanın çok kolay, kiminin çok basit olması gibi durumlar biraz tat kaçırıyor. Bazı hayat kalitesini artıran gelişmelerden mahrum. Tek başınıza oynamak bir yere kadar mümkün. Çeşitli dengelemeler ve ek içerikle çok daha iyi hale gelebilir, çünkü genel oynanışı keyifli. Tabi bir PvE modu olmadığı için topluluk bir noktada toksik bir rotaya girerse geri dönüşü zor olabilir.
Modern Warfare 4 İnceleme – Çok oyunculu mod
23 Ekim gecesi sürpriz şekilde açılan çok oyunculu mod ise muhtemelen en çok vakit geçireceğim yer olacak. Bu yazının yazıldığı tarihte Shipment da çiçeği burnunda olarak haritalara eklendi. Çoklu oyuncuda bu zamana kadar en çok zorlandığım nokta kas hafızamı tekrar eğitmek oldu. MW2019’daki gibi yavaş bir oynanışı tercih etmediğinizde genellikle cezalandırılıyorsunuz. Özellikle favorim olan Hardcore modlarda epey temkinli oynamanız gerekiyor. Yeni haritaları öğrenmek de bir süreç ama SBMM maalesef yine en büyük problem. Bir iki el çok iyi oynadığınız noktada sonraki birkaç oyunun dert olacağını garanti etmiş oluyorsunuz.

Klasik, TDM, Domination, Kill Confirmed, Ground War ve Gun Game gibi modların yanı sıra, yeni birkaç tane mod var. Frontline, doğduğunuz yerin değişmediği, iki yarıdan oluşan bir mod. Inflation, para bazlı, daha önce Warzone Plunder modunu oynadıysanız onun çoklu oyuncuya taşınmış hali gibi çalışıyor. Collateral’de kazandığınız para ile round başında silah satın alıyorsunuz, 3er round’da bir taraflar değişiyor ve 6 olan kazanıyor. Kill Block ise Warzone’daki Gulag savaşlarının yine belli silah ve ekipmanlar ile ama bu sefer takım halinde yapılan versiyonu. Ground War ise MW4’te biraz evrim geçirip kaynak toplamayı da denkleme dahil etmiş.

Çoklu oyuncuda silah geliştirmeleri bir kez daha değişmiş. Eğer ortak bir eklentiyi bir silah için açtıysanız, başka bir silahta o seviyeyi direkt olarak atlıyorsunuz. Haliyle başta biraz uzun sürüyor gibi görünse de aynı klasmanda başka bir silahın seviyesi çok daha hızlı ilerliyor. Hatta bu sayede optik ve namlu eklentileri silah açıldığı anda ulaşılabilir oluyor.

Eklentiler silahın mesafesi, geri tepmesi, ağırlığı gibi detayları değiştirirken, bunların arasında en ciddi olanlar Apex eklentileri. Silahın seviyelerini tamamladığınızda açılan bu eklenti türü silahın genellikle oynanışını değiştiriyor veya yepyeni bir fonksiyon ekliyor. Bazıları dengelenmek üzere çıkarılsa da kalan kısım bile enteresan seçenekler sunuyor. Patlayan mermi gibi akla gelen seçeneklerin yanı sıra silahın yanına fırlatılabilir bıçak ekleme gibi egzotik seçenekler de var. Silahların diğer özelleştirme kısımları ise korunmuş, kamuflajlar şimdiden bile epey seçenek sunuyor. Kamuflajın dışında silaha takılacak uğurluk ve çıkartmaları meydan okumalardan elde edebiliyorsunuz. Bazı kamuflaj görevleri acımasız olsa da yapılması imkânsız diyebileceğim yoktu. Tabi ki en zorları yine Launcher kategorisindekiler.

Oynanışın kendisini buraya sakladım. Hareket türleri, verdiği his ve oynanışın akıcılığı gayet hoş. Genel olarak oynanış birkaç ton yavaşlamış da olsa (Omnimovement de yok bu sene) karakterin kendisi epey akıcı hissettiriyor. Tactical Sprint’in varsayılan olarak olmaması kısıtlayıcı değil, aksine bir tercih olmuş. Gunplay kısmı epey iyi, ki zaten MW2019’dan bu yana serinin en güçlü yanlarından biriydi. Time to Kill (TTK) beni aşırı rahatsız etmedi, hatta belki bir tık hızlanabilir diye düşündüm. Bazı silahlarda önce görmeseniz de rakibe karşı ciddi üstünlük kurmak mümkün olmuş. Hardcore tarafı zaten çoğunlukla tek mermide biten çatışmalara şahit olduğu için eğer TTK size fazla geldiyse bu modlara bakmak isteyebilirsiniz.

Perk, Field Upgrade ve Killstreak tarafında da hoş yenilikler var. Perklerin dağılımını sevdim, fena bir denge yok. Field Upgrade’lerden bazıları 6v6’da işe yaramasa da diğer modlarda çalışabiliyor. Decoy, Drone gibi şeyler bence en az kullanışlı olanlar. Trophy System veya SAM Turret ise en çok kullanılanlar arasında. Killstreak’ler arasında yine serinin demirbaşı UAV, Care Package gibi Streak’lerin yanı sıra Crossfire gibi Beta’da da gördüğümüz araçlar da var. Killstreak’lerin 5’ten (Hardline’ınız varsa 4) başlaması ile oyun içerisinde neredeyse sürekli UAV görmemiz engellenmiş. Şimdilik fena bir karar gibi durmuyor ama tabi zamanla göreceğiz.
Seviyenizi 55’e çıkardıktan sonra ise iki adet prestij seçeneğiniz bulunuyor. Klasik prestij, tüm açılmış şeyleri kitliyor, size bir adet eşyayı koruma hakkı veriyor ve %20 artışla tekrar seviye atlamanızı bekliyor. Normal prestij ise sadece seviyenizi 1e düşürüyor. Her prestij seviyesi 10 seviyede bir ödül vermeye devam ediyor. Normal veya Klasik seçiminiz de bazı ödüllerin türünü değiştiriyor.

Haritaları ise ortalamanın altında buldum. Core 6v6 modunda 3-lane düzenine sahip toplamda 12 (+Shipment) mevcut. 12 haritadan bazıları çok iyi, Lithium fena değil, Nautical biraz Black Ops tadı veriyor (iyi anlamda tabi), Lotus ve Rooftops ise benim genel olarak keyifli bulduğum haritalar. Çok fazla pusu alanı olması, bakılacak çok fazla yerin olması bir noktada yorabiliyor. Bunun en sorun olduğu nokta ise spawn noktalarının halen en iyi durumda olmaması sebebiyle bazen rakip takımın sizi spawn’a kitlemesi ve sürekli öl-doğ-öl döngüsüne girmeniz.
Oyuna henüz Sezon 1 güncellemesi gelmemiş de olsa çoklu oyunculu tarafta henüz burada bahsedemediğim bir dolu içerik var. Yaşam kalitesi veya pozitif yön olarak Hardcore modunun direkt olarak gelmiş olması, Killstreak veya Perk ayarlarken “oluşturduğum tüm sınıflara uygula” diyebilmek, silahların gelişme hızı, karakterlerin tecrübe kazanma hızını saymam mümkün. Güzel oynanışla da birleşince çok nadir yaşadığım sunucu bazlı sorunlar dışında keyif alıyorken her şey iyi. SBMM sağ olsun döngüye girmek veya bir şeyleri açmak için sıradışı bir oynayış izleyip meydan okumaları tamamlamaya çalışmak genelde oyundan soğutan unsurlar.
Modern Warfare 4 İnceleme – Teknik kısımlar
Oyun performans kısmında ortalamanın üzerinde ama kimi zaman saçmalıklara sahne olabiliyor. Kare düşüşlerinden bahsetmiştim, özellikle DMZ’de oyunu ara ara kapat-aç yapmak zorunda kalabiliyorum. Başta bu sorunun benim sistemimle ilgili olduğunu düşünmüştüm ama high-end sistemlerde de bu sorunun yaşanabildiğini gördüm. Kaynak tüketimi kısmında Shipment’ta bile çok rahatsız edici bir durum yaşamadım, aksine Ground War modunda zaman zaman sunucunun zorlandığını hissettim. Teknik tarafın görseli neredeyse kusursuz. Çoklu oyuncuda düşmanı görmek bazen çok zor oluyor bu doğru (burada biraz insan payı da var) ama kalitesine diyecek lafım yok. Ses kısmı ise epeydir en iyi olan şeylerden biriydi, burada da öyle. Senaryo modunda Hans Zimmer’in MW2 tınılarına benzer şeyler duymak mümkün. MW2’nin Extraction Point’i kadar ikonik mi? Hayır ama yapması gerekeni yapıyor.

Modern Warfare 4, senaryo anlamında seriyi olması gerektiği başarıya geri taşıyorken, DMZ tarafında epey bir potansiyel vadediyor ve çoklu oyunculu kısımda ufak tefek yenilikler ile MW hissiyatını yaşatıyor. Buradan iyiye gider garantisini ben veremiyorum, o yüzden bu yazıyı Ekim 2026 dışında okuyorsanız neler olduğuna muhakkak bir bakıverin.
İnceleme
Call of Duty: Modern Warfare 4
Bu zamana kadar çiğnediğimiz keçiboynuzlarının sonucunda ağzımıza çalınan bal olan MW4'ün, buradan sonraki rotasını kendisi belirleyecek. Senaryo fena değil, DMZ'de potansiyel var, çoklu oyuncu ise kafa yormanın size baş ağrısı olarak döndüğü bir yapıya sahip. Seveni için eğlencesinin bir rakibi yok.
ARTILAR
- Sonunda CoD ismine yakışır bir senaryo modu.
- DMZ moduna gerçekten kafa yorulmuş
- Sesler oyunun en kusursuz yerlerinden biri
- Grafikler epey tatmin edici duruyor
- Çoklu oyuncu kısmı içerik anlamında fena sayılmaz
EKSİLER
- Senaryodaki boşluklar kalbimi kırdı
- DMZ modundaki denge ve teknik problemler
- Çoklu oyuncudaki SBMM agresifliği devam ediyor
- Çoklu oyuncudaki harita ve denge sorunları






